Antik Sikkeler, Antik Paralar, Ancient coins

   

Bronz Hastalığı

Bronz Sikkelerde Bozulma ve Bronz Hastalığı 

Arkeolojik kazılarda elde edilen metal buluntuların başında bronz gelmektedir. Bronzdan yapılmış arkeolojik buluntular, diğer cins buluntulara oranla atmosfer ile daha kolay tepkimeye girip çok daha çabuk bozulurlar. Bronz; bakır - kalay, bakır - antimon, bakır - arsenik, bakır - kurşun, bakır - çinko karışımından oluşur. Bu oluşum M. Ö. III. binyıldan beri bilinmektedir. Bakır, soğuk olarak çok iyi ve kolay işlenen bir maddedir. Ancak, bakırın ergitilerek dökümün tek başına iyi bir sonuç vermemesi nedeniyle, buna yukarıda saydığımız madenlerden herhangi biri belli bir oranda karıştırılmıştır. Bronz buluntuların durumu, metalin cinsine ve bulunduğu ortamdaki iklimin (nemlilik oranı, farklı ısı) çeşitliliğine bağımlıdır.

Bronz Hastalığı: Bugüne değin üzerinde bir tabaka oluşmamış hiçbir toprak altı ya da toprak üstü buluntu görülmemiştir. Bronz buluntular tuz, oksijen ve nem aracılığıyla etkilenirler. Bronz eserlerde en çok rastlanılan bozulma ‘bronz hastalığı’ olarak adlandırılan korozyon tipi; bakır ve alaşımı olan eserlerde görülen ve klorür iyonlarının neden olduğu kimyasal bir değişmedir. Bu kimyasal değişme (bozulma) bir kez başladığında; bozulmaya neden olan koşullar değişmedikçe ve önlem alınmadığı sürece bozulmanın ardışık reaksiyonlar sonucu metal tükenene kadar devam eder. Elektrokimyasal korozyonun anadunda metalik bakır yükseltgenerek iyonlaşır. reaksiyonu bir denge reaksiyonudur. Bu reaksiyon sonucunda açığa çıkan hidroklorikasit, aerobik ortamda çok hızlı bir şekilde metalik bakıra ve bakırın diğer korozyon ürünlerine etki ederek tekrar nantokit oluşturur. Bozulma reaksiyonları birbiri ardına, bütün metal ve stabil haldeki bütün metal korozyon ürünleri, bazik bakır klorür’e dönüşene kadar devam eder. Bu şekilde bakır ve bakır alaşımı olan bir eserin yok olma süreci başlamış olur.

Eğer ortamda oksijen bulunmuyorsa bu reaksiyon cereyan etmez ve eser denge durumunu koruyarak, koşullar değişmediği sürece stabil halde (herhangi bir reaksiyona uğramadan) kalır. Ancak toprak altı koşullarda az da olsa oksijen bulunur (toprağın içindeki boşluklarda, eserin bünyesindeki boşluklarda, metalin dökümü sırasında metalin içerisine hapsolmuş hava içerisinde, suda çözünmüş oksijen şeklinde, toprakta bulunan aerobik ve fotosentetik mikro-organizmaların aktiviteleri ile taşınmış veya üretilmiş şekilde, vb. durumlarda). 

Oksijen seviyesi yükseldiğinde reaksiyon oluşur. Ancak bu reaksiyonla oksijen tüketilir ve oksijen bittiğinde tekrar bir denge kurularak eser yeniden stabillleşir.

Ancak toprak altında dengede bulunan eser, kazı sırasında topraktan çıkartılarak, sıcak ve kuru bir ortama alındığında; herhangi bir nedenden dolayı (hızlı kuruma, yanlış tutma sonucu olabilecek kırılmalar, kazı alanındaki ilk temizlik, ani ve sürekli sıcaklık değişimleri gibi) koruyucu korozyon patinasında çatlama olursa,
atmosferdeki oksijen ve nem, korozyon patinasının en altında bir tabaka halinde bulunabilecek veya kuprit tabakası içerisinde gelişigüzel dağılmış olabilecek nantokite ulaşır. Böylece aerobik ortamda meydana gelen reaksiyonlar dönüşümlü olarak ardı ardına cereyan ederek bronz hastalığı denilen, metali yok edecek olan kısır süreç başlar ve nem oranı çok düşük kalsa bile devam eder. Kısa bir zaman sonra bronz hastalığının ürünü olan bazik bakır klorür eserin yüzeyinde belirir.

Eser bünyesine herhangi bir klor yüklenmesi olmadan, yani eserin bulunduğu ortamda klor iyonları bulunmasa bile sadece oksijen ve nemin vasıtasıyla mevcut koruyucu korozyon ürünlerinin ve metalin bazik bakır klorür’lere dönüştüğü görülür.

Bu açık yeşil patina oluşumu eser için en büyük tehlikedir. Tabaka şeklinde oksitlenmiş ve aşınmış bir objenin klor, teşekkülü değişik incelik ve kalınlıkta olabilir. Ayrı şekilde bu tür korozyon tabakaları üst üste gelmeyerek eser yüzeyi üzerinde lokal olarak tomurcuklar veya noktalar şeklinde dağılmış olabilir.

Herhangi bir metalik materyalin hacmi, oksidinin hacminden küçük ise bu tür oksitler yüzeyde sıkışık bir tabaka oluşturduklarından koruyucu oksit olurlar. Bu tabaka molekül seviyesinde gayet ince bir film şeklindedir. Eğer oksit hacmi, metal hacminden daha küçük ise metalin yüzeyinde çatlaklar oluşur ve oksidasyon derinlere doğru sürer
gider. Görüldüğü gibi genel olarak metal buluntuların birçok problemleri vardır. Metal eserler üzerinde oluşan bu reaksiyonlar, buluntu şeklini bozmakta, çatlaklara veya kırılmalara neden olmaktadır.

Bundan başka buluntunun diğer madenlere (demir, çinko, kalay ve kurşun gibi) yakınlığı önemlidir. Bunların elektro-kimyasal olarak ayrışması ve farklı elementler arasındaki iyon alışverişi sonucunda bakır, korozyona uğrar. 


Sikke Metali ve Sikke Basım Tekniği

M.Ö. 5. yüzyılın sonlarına kadar sikkeler elektron, altın ve gümüş olarak basılırdı. M.Ö. 5.
yüzyılın ikinci yarısında bronz sikkeler ortaya çıkmış tam olarak M.Ö. 4. yüzyılda yaygınlaşmıştır.
Demir, sikke basımı için uygun bir metal olmamasına rağmen, Peloponnesos’ta bulunmuş
birkaç demir sikke mevcuttur. Yazılı kaynaklarda da M.Ö. 5. yüzyıl sonlarında Byzantion’da
(İstanbul), M.Ö. 4. yüzyılda da Klazomeniai’de (Urla) demir sikke kullanıldığına ilişkin bilgiler
vardır. Ancak günümüze gelen örneği yoktur.

Değerli madenden sikke basan kentlerin en büyük sorunu ham madde yataklarıdır. Eski Çağ’da değerli metal yataklarının işletilmesi sikkenin icadından çok önce başlamıştır. Çünkü altın ve gümüş gibi değerli metal çubuklar ya da külçeler (ingot) ticari alış verişlerde para yerine kullanıyordu. Sikke icat edildikten sonra, değerli metallerden, mücevherlerin yanı sıra, büyük ölçüde sikke üretiminde yararlanılmıştır. Değerli metal yataklarına sahip bazı kentlerde sikke üretimi fazlaydı. Değerli metal kaynaklarına sahip olmayan kentler ise ithal yoluna gitmişlerdir. Örneğin gümüş madenin bulunmadığı Aigina, sikke basımı için gerekli metali ithal etmek zorundaydı. Antik Çağ’da değerli maden yataklarının tükenmeye başlaması ve giderek kapanması karşısında altın ve gümüş sikke basımı azalmış ve bakır sikke basımı artmıştır.

Sikke yapım ve yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmak, sikke serilerinin dolaylı yoldan tanımlanması, sınıflandırılması ve darp edilen sikke miktarının belirlenmesi bakımından önemlidir. Sikke darbı üç temel kural gereklidir;

1- Döküm. 2- Çekiç ile darp ve 1643 yılından itibaren kullanılan. 3- Mekanik Darp.

1- Döküm: Sikke ve madalyon yapımında ilk olarak kalıp içinde eritme, daha sonra önceden üzerine tasvir kazınmış sikke kalıpları aracılığı ile darp etme yöntemi kullanılmıştır. Bu iki yöntem antik çağlardan günümüze kadar birlikte var olmuştur. İlk Roma paraları da, yerini aldığı büyük boyutlu ve sert alaşımdan dökme yöntemiyle gerçekleştirilen külçeler gibi aynı yöntem ile üretilmiştir. Bunun yanında Çin sikkeleri başlangıcından 1890’a kadar dökme tekniği ile yapılmıştır. M.Ö. IV. yüzyıldan itibaren taştan, pişmiş topraktan ya da bronzdan yapılmış döküm tablaları, ya “ana sikke”den ya da eyalet atölyelerine dağıtılmış sikke üretiminde kullanılan resmi kalıptan (matris) yapılmıştır. Çin sikkelerinin (sapek) ortasında önceleri yuvarlak daha sonra kare formlu olan delikler üretim şekli ile ilintilidir. Akma kanalları sayesinde istenen şekilde oluşturulan sikkeler bu delikler kullanılarak kare
kesitli bir çubuğa geçirilir ve törpülenme işlemi sırasında sikkelerin kolayca döndürülmesini sağlanırdı. Madalyon üretiminde de aynı anda ya da ardı ardına dökme ve basma yöntemleri uygulanmıştır. Rönesans döneminde ilk madalyonlar alçı, balmumu ya da sert tahtadan hazırlanmış modelin üzerindeki kalıptan dökülerek yapılmıştır.

2- Çekiç ile Darp: Sikkenin basılabilmesi için öncelikle sikke pulunun elde edileceği metalin hazır olması gerekir. Dolayısıyla önce doğal halde bulunan altın bir dizi arındırma-safl aştırma işleminden sonra külçe haline getirilmekte ve darphaneye gönderilerek sikke pulu üretimine hazır hale getirilmektedir. Sikkelerin basıldığı yer olan darphane (argyrokopeion) Eski Çağ’da oldukça basit atölye idi. Makineleşme olmadığı için her şey elle yapılıyordu. İlk darp makinesinin kullanıldığı 17. yüzyıla kadar sikke basma tekniğinde çok az değişiklik olmuştur. Eski Çağ’da bir darphanenin içinde, üzerinde darp işinin yapıldığı bir örs, sikke pulunu ısıtmaya yarayan bir ocak, bu pulları tartmak için kullanılan bir tartı, kalıp hazırlamada kullanılan aletler (hakkak kalemi vb), kalıplar, ısıtılan pulu örs üzerindeki kalıp üzerine koymak için maşa ve çekiç bulunuyordu.

Sikke pulu önceleri çubuk haline getirilmiş madenden kesiliyordu; daha sonra ise ısıtılarak eritilen metal eriğin yuvarlak sığ kalıplara dökülmesi suretiyle daha düzgün sikke pulu elde edilmeye başlanmıştır. Altın gibi değerli metalden basılan sikkelerde, ağılık ön planda olduğundan, sikke pullarının hazırlanması çok dikkat gerektiren bir işti. Bazen daha önce basılmış sikkelerin (ki bunlar tedavülden kalkmış veya başka bir kentin sikkeleri de olabilir) üzerindeki tip silinerek aynı pul üzerine yeni tip basılarak da tedavüle çıkarılıyordu. Bu şekilde basılmış çok sayıda sikke günümüze ulaşmıştır.

Sikke basımı, boş sikke pulunun iki kalıp arasına yerleştirilmesi ve sonra üst kalıba bir çekiç ile vurulmasıyla gerçekleşir. Çekiç darbesi sonucu, kalıplar üzerindeki resim ve yazılar  sikke pulunun üzerine çıkıyordu. İlk sikkeler tek tip bir kalıp ile basılmıştır. Bu kalıp örs üzerine ters ve içbükey kazınan ön yüz kalıbıdır. Kalıp, örs üzerine doğrudan kazındığı gibi, ayrıca hazırlanıp örs üzerindeki yuvanın içine de konabiliyordu. Sikke olacak madeni pul ısıtılıp yumuşatılarak örs üzerindeki kalıbın üzerine konduktan sonra ıstampa tam pulun üzerine denk gelecek şekilde tutulur ve üst ucuna bir çekiçle vurularak, örs üzerindeki kalıbın resminin (tipin), örs ile ıstampa arasında sıkışan pula, bu kez düz ve dışbükey olarak geçmesi sağlanırdı. Sikke pulu üstünde tutulan ve üzerine çekiç ile vurulan ıstampanın, pula temas eden alt yüzü önceleri kaba bırakılıyor ya da kazıma çizgiler ile dolduruluyordu. Böylece darp sırasında sikke pulunun kayması önleniyordu. Fakat daha sonraları ıstampanın bu yüzü de (alt) bir kalıp olarak hazırlanmış ve başlangıçtaki geometrik bezemelerin yerini giderek ikinci bir resim (tip) almaya başlamıştır. Böylece tek bir darp sonucu, sikke pulunun her iki yüzüne de resim çıkıyordu. Örs kalıbı ön yüzü, ıstampa kalıbı ise arka yüzü oluşturuyordu.
Dolayısıyla alt kalp ön yüz, üst kalp arka yüzdü. İlkel darphanelerde sikke basımını dört kişinin gerçekleştirdiği söylenebilir. Bir kişi ocakta ısıtılmış olan pulu alıp örs üzerindeki ön yüz kalıbının üzerine yerleştirirken, ikinci kişi arka yüz kalıbının bulunduğu ıstampayı pulun üzerinde tutuyor, üçüncü kişi çekiçle ıstampayı vuruyor ve dördüncü kişi de basılı sikkeyi kaldırıyordu.

Üzerine çekiçle vurulan üst kalıp (arka yüz) doğal olarak, alt kalıba (ön yüz) göre daha çabuk bozuluyor ve daha sık değiştiriliyordu. Sertleşmiş tunçtan yapılan antik kalıbın dayanıklılığı, günümüz çelik kalıbıyla kıyaslanamamakla birlikte, antik türde bir ön yüz kalıp kullanılarak yapılan denemelerde bir kalıptan on ile otuz bin arasında değişen sikke basımı yapılabildiği görülmüştür.

3- Mekanik Darp: Mekanik darbın kullanımı 15. yüzyılda yayılmaya başlamıştır. Fransa’da 1643den itibaren kullanılırken, İngiltere’de 1662’de sadece madalyon üretimde kullanılmıştır. Bu yeni yöntem zor çap ve ağırlık oluşturarak sikkelerin taklit edilmesini zorlaştırmıştır. Hadde ve kesme makinesi, öncelikle düzgün kalınlıkları olan yuvarlak sikke pulu üretilmesine olanak sağlamıştır. 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar bir çok farklı mekanikleştirilmiş darp yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemler arasında ilki “merdaneli pres” makinesi yer alır. Merdanenin üzerinde bir sıra sikke kalıbı bulunur ve altta bulunan metal bir plakaya sikkeleri basar. Bu plakalar daha sonra kesilerek sikkeler plakadan ayrılır. Diğer bir yöntem olan “kaldıraçlı pres” ise, özellikle İspanya ve German ülkelerinde yaygındır. Bu sikke basma makinesi, kollarını bir çok kişinin hareket ettirdiği, içinde dik vidasıyla, artan bir kuvvet ile basım  işlemini gerçekleştiren dökme çatıya sahiptir. Ancak buhar makinesinin sikke basımında
kullanılmasıyla yeni bir çığır açılmıştır. En son elektriğin basımda kullanımı ile sikkeye tek bir darbe ile ön, arka yüz ve kenar betimi basan bir yöntem kazandırılmıştır. 19. yüzyılda teknik gelişmeler sikke üretiminin diğer tüm aşamalarını, özellikle artık tamamen otomatik olarak tartılan sikke pulu ve kalıpların alaşımının elde edilip eritilmesini de etkiler.


Define Bulanların Sevinçleri

Definenin ilk bulunduğu anda sevinç çığlıkları atan defineciler.



Popüler Yayınlar